Gözlerine bir bakabilsem, anlatamadıklarımı anlatırdım sana.
Yine gerçekle hayallerini birbirine karıştırıyorsun.
Ortada kılıç yok, kan yok, çarpışma yok.
Ortada iki insan var.
Bir arada yaşamayı beceremeyen iki insan.
Bırak şimdi yanımda bir herif görürsen ne yaparsını?
Bırak bir kadın görürsem ne yaparımı?
O sırada halen hayatımı düzene sokamamışsam, halen ne yapacağımı bilmiyorsam,
Halen yalnızlığıma çare bulamamışsam, halen geceleri ağlıyorsam,
Senin yanında birini görünce içim burkulur, üzülürüm,
Ne yapacağımı bilemem?
“Hata mı ettim acaba?” diye düşünürüm, kıskanırım.
Eğer o sırada mutluysam, aşıksam, dünya gözüme güzel görünüyorsa,
Yanındaki kadın hiç etkilemez beni…
Senin adına sevinirim.
“Umarım iyi bir insandır”, “umarım mutludur” derim. Hepsi bu.
Sen de böyle yaparsın.
İyiysen yanımdaki herifin pipisinin eniyle boyuyla uğraşmazsın.
Sen de benim mutlu olmamı dilersin.
Hepsi bu.
Herkesin Bildiği Sırlar
Once upon a time…
Meyveler de ikiye ayrilir
Vişne ve Kiraz’ın birbirine benzerliği çok sinir bozucu. Hani bir Elma veya Armut değil ki, bir bakışta anlayasın. Erik mi? Erik tuzlamadan güzel değil, çilek şekersiz olmaz oysa Muz öyle mi? Hep başı dik! Kavun ve Karpuz’a güven olmaz, Ayva desen mevsiminde güzel. Hatırlarım, Annem alırdı ufakken, adı Yenidünya; Büyük düşlerim olurdu, meyve desen avuç içi kadar, belki daha ufak. Mesela bir Kivi, bu kadar doldurma bir meyve görülmemiştir, içerisinde 7 meyvenin karışımı olduğu bir şehir efsanesinden öteye gitmeyen. Sorsan Üzüm’e; “Beni ye de bağımı sorma kardeşim” gibi samimiyetsiz bir şey söyler sana, oysa Portakal öyle mi? Değil. Mandalina hep devrimi çağrıştırır bana, nedendir bilinmez?! Turunçgillere girmişken, bir iki kelam Greyfurt hakkında konuşmak isterim, görünüş itibariyle çok baba bir meyve gibi de gözükse aslında sıkıcı ve bir o kadarda sevimsizdir. Nar! Nar! Orospunun en önde gideni, biri bin para! Dışı seni içi beni yakar Ananas…
Ne diyordum? Evet, Vişne ve Kiraz’ın birbirine benzerliği gerçekten sinir bozucu, fakat elden ne gelir?! Kabullenmek gerek, yapacak bir şey yok sonuç olarak. Size bugünümü anlattım.
(Kaynak: stanley-cuntbrick)
Doğrusunu istersen şu an seni eve ilk attığım günkü kadar heyecanlıyım.
Bunu senin anladığın manada söylemediğimi biliyorsun.
Gerilme hemen.
Şirinlik yapmak istiyorum.
Şarap açayım mı ne dersin? Rahatlarız.
Lafın gelişi söyledim. Her şeye takılma Allahaşkına.
Uzun bir gece olacak. Şarap iyi gelir.
Bir ay oldu evden gideli. Bir ay dört gün, dokuz saat.
Ve ben bir ay, dört gün, dokuz saat boyunca hep bu anı düşündüm.
Belki de bu son görüşmemiz.
Bir daha karşılaşır mıyız bilmiyorum.
Karşılaşırsak ne yaparız onu da bilemiyorum.
Belki senin yanında bir adam olur.
O zaman seni kıskanır mıyım onu da bilmiyorum.
Ama kendi kendime şunu söyleyeceğim kesin:
“Şuna bak, benim yerime koyduğu adama bak. Ayının teki” derim
ya da “Tüüh benden sonra bu sünepeyi mi bulmuş” derim.
Artık duruma göre, herifin görünüşüne bakarım.
Çok kibarsa “Herif top galiba” derim.
Baktım ki, hiçbir şey bulamıyorum…
“Bu herifin şeyi küçüktür” derim.
“15 dakikada bitiriyordur işi.”
Kısacası, kendine yazık ettiğini,
çok pişman olduğunu,
beni çok aradığını düşünürüm.
Buna mecburum.
Bak ne kadar dürüstüm görüyor musun?
Kendimle konuşur gibi konuşuyorum seninle.
Hatta kendimle konuşmadığım gibi.
Peki sen ne derdin?
Beni yanımda bir kadınla görseydin?
Ne düşünürdün?
Herkesin Bildiği Sırlar
Hollandalilastiramadik -larimizdan misiniz?
Yazacağım onca şey var ki, biriken… Kelimeleri toparlayamıyorum, ekrana boş boş bakıyor, akıp gidiyor zaman. Arkasından bakmakla kalıyorum -şimdilik- yapacak bir şey yok. Bazen unutuyorum, kimi zaman, çoğunlukla yazıyorum ve kimse görmeden siliyorum hemen. Neden ve niçin soruları arasında, kendime zıt düşebiliyorum. Bir ilişkilendirme, bir bağlantı ne bileyim bir amaç aramaksızın, sadece aklımdakileri yazmak. Fütursuzca yazmak, deli saçmaları çıkartmak minik minik… Ne şirin ne hoş olur-du diyorum kendi kendime, fakat olmuyor.
Unutkanlıklar, umursamaz hareketler ve vurdum duymazlık. En önemlisi farkındalık. Farkında olup hiçbir şey yapmamak. İşte kelimelerin anlamsız kaldığı an bu olsa gerek. Sanırım ben salağım demenin bir başka yöntemi bu olsa gerek. Daha iyisini verebilecekken geçmişte takılıp kalmak belki de. Kimbilir?! Bunun üzerinde biraz durulabilir, daha iyisini verebilecekken, bunu biliyor bunu istiyor bunu başaracak durumda olduğunu hissediyor ve hala bir şey yapmıyorsan, istediğin kadar şatafatlı kelimeler kullan; Salaklığını örtemezsin. Ha, örtersin örtmesine ama unutma genco: Kendine yalan söyleyemezsin. Söylersin, 1 gün 2 gün 5 gün 3 ay 2 sene, fark etmez, elbet bir an gelir ve kafanı o yumuşak, içi tüy dolu yastığa koydun mu aklına gelir, gelmez deme. Gelir. Olur mu olur yani, benden demesi. Lakin, ben kendime yalan söylemiyorum, ben yapabileceklerimi yapmıyorum, potansiyelim var biliyorum ama bir şey beni engelliyor, diyorsan açık açık kendine, sanma ki akıllısın. İşte en bomba salaklık budur. Kendine yalan söyleyeni anlayabilirim, polyannadır, narindir, kıyamam ben ona ama sen çıkıp ben kendime yalan söylemiyorum, salak olduğumu biliyorum diyorsan -ki ben diyorum- sen salak değil başka bir şeysin arkadaşım, kusura bakma. Hani buna tanım bulamadım o yüzden zorlamıyorum.
Yine yazdım yazacağımı, deli saçması. Hiçbir anlam ifade etmeyen, içi boş bir yazı. Bak bunu sırf ibret olsun diye yayınlayacağım. Herkes görsün, böyle bir yazıyı nasıl paylaştığımı, böyle bir yazı paylaşılır mı ya? Akıl var mantık var. Ve yine belirtmeden edemeyeceğim, şu bize öğretilen giriş-gelişme-sonuç kısımları çok kasıyor arkadaş beni. Yazıyı 3 parçaya ayırmadan rahat edemiyorum. Bu arada, arada sırada aklıma öykü-hikaye falan yazmak geliyor, sonra diyorum ki ağır ol be kardeşim, sakin ol, ne bu şiddet bu celal. Bir soluklan diyorum. Gaz yaptı tabi gaz yaptı. Soda da sevmiyorum ya şimdi, sakız da sevmiyorum ne öyle cak cak, la olm benim sevdiğim çok şey yok ya. Ne iğrenç biriyim ben hakikatten?! Ben mesela hakikatten yazmasına yazıyorum ama okurken hakikaten demeye bayılıyorum, çok samimi geliyor bana. Ya öyle işte. Size bugünümü anlattım.
Not: Gamm, doğum gününü unuttuğum için kocaman bir aptalım. Affet beni, özür dilerim.
Bazı şarkılar orjinalinden iyidir. Bazıları ise daha da iyi.
Bu da böyle bir aşk hikayesi işte… “Buldozer Osman ile Karanfil Sokak’tan Ayşe’nin Aşkı!”
Sevgi Ayakları
Anlamadığın, anlayamadığın bırak olduğu gibi kalsın.
Güzel mi? Tamam. Uzatmaya gerek yok, anlama.
Anlamlandırma, anlamlandırmaya çalışma.
Tercüme etme, olduğu gibi kalsın, sorgulama! Aman, kurcalama.
Bırak, yorulma.
Baktın ki müzik rakı olmuş, sözler ise meze.
Anlatabildim mi?
(Kaynak: thegoodfilms, thegoodfilms gönderdi)
(Kaynak: aslangibi)
Pek bilmediğin ama senin olan.
Adam: Bir dakika bir dakika. Bu ne?
Kadın: Ne, ne?
Adam: Bu ne?
Kadın: Ütü.
Adam: Bunu da aldın demek?
Kadın: Almışım demek.
Adam: Sana her şeyi verdim.
Kadın: Ne yani?
Adam: Bunu nasıl alırsın?
Kadın: Saçmalıyorsun.
Adam: Ütüyü nasıl alırsın?
Kadın: Al senin olsun.
Adam: Sorun o değil, bunu nasıl alırsın?
Kadın: Bana bak sen iyi misin?
Adam: Ben gömleklerimi neyle ütüleyeceğim? Pantalonumu, kravatımı, atletimi, donumu?
Kadın: Donunu ütülemesen de olur. Kimse görmez.
Adam: Pantalonumu dedim.
Kadın: Al senin olsun dedim.
Adam: Nasıl alırsın dedim.
Kadın: Neden alamayacakmışım diyorum.
Adam: Senden hiçbir şey esirgemedim.
Kadın: Ben de hiçbir şeye tenezzül etmedim.
Adam: Ütüyü götürüyordun.
Kadın: Al bütün eşyalar senin olsun.
Adam: Hiçbir şey istemiyorum.
Kadın: Elbiselerimi alacağım o kadar.
Adam: Benim için eşyaların hiçbir önemi yok.
Kadın: Belli oluyor.
Adam: Ütü başka.
Kadın: Her şeyi alabilirsin.
Adam: Sen her şeyi alabilirsin. Bunları da al, umrumda değil. Al bunları da. Televizyonu, müzik setini, iki tane olur sende. Masayı, kütüphaneyi, içerideki yatağı, banyodaki havluyu, hepsini al.
Kadın: Yeter ki ütüyü bırak diyorsun.
Adam: Evet, hayır, onu da al. Şu halimize bak. Şu konuştuğumuz şeylere bak. Acınacak haldeyiz. Böyle gitmeni içime sindiremiyorum. Salak anlamıyor musun?
Herkesin Bildiği Sırlar
Yeah!